*
>>>>>>>>>>Engelsiz Bir Dünya için Bizde VARIZ.NeT<<<<<<<<<

 

 

 

Unutmayin Bagislanan Her organ

Yeni Bir Hayattır

www.bizdevariz.net

Gönderen Konu: Kitle İletişim  (Okunma sayısı 486 defa)

Çevrimdışı melleseferi

  • öMeR
  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 16634
  • SiTe YöNeTiCiSi
    • MeLLeSeFeRi.com
Kitle İletişim
« : Ağustos 03, 2012, 04:15:28 ÖS »
Kitle İletişim

Araştırma Yöntem ve Teknikleri

Ders Notları

Prof.Dr. Ümit ATABEK
Akdeniz Ünversitesi İletişim Fakültesi
 
İletişim Araştırmalarında pozitivist yöntemlerden başka pozitivist olmayan yöntemler de kullanılmaktadır. İletişimin üç temel unsuru bulunmaktadır: 1. Kaynak, 2.Alıcı ve 3. Mesaj. İlk iki unsur açısından (kaynak ve alıcı) pozitivist yöntemlerin yeterli bilgi birikimini sağlamaya yönelik yöntemler olduğunu, özellikle alıcıya yönelik izleyici araştırmaları bakımından geniş bir literatürün ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak üçüncü temel iletişim unsuru olan "mesaj"a ilişkin bilgi birikimini sağlamak bakımından pozitivist yöntemlerin yeterli olmadığını görüyoruz. Özellikle mesajın içeriğinin muğlak olduğu durumlarda (kaynağın istediğinin dışında bir mesaj içeriğinin ortaya çıkması ya da alıcının mesajın içeriğini değişik yorumlayarak içeriğe içerik katması vb. durumlarda) pozitivist yöntemlerin nesnel bilgi sağlama iddiası bakımından eksik kalacağı açıktır. İşte bu nedenlerle iletişim çalışmalarında pozitivist olmayan (non-positivist) yöntemler de sıkça kullanılmaktadır. Hatta bir bakıma bizzat iletişim çalışmalarını yürütenler tarafından pozitivist olmayan yöntemler geliştirilmiştir diyebiliriz. İletişim çalışmalarında kullanılan pozitivist olmayan yöntemler arasında semiyoloji (göstergebilim), hermenötik (yorumbilgisi), text analisys (metin çözümlemesi) gibi yöntemler sayılabilir.
 
Öte yandan iletişim çalışmalarında, mesajın içeriğine ilişkin olarak ortaya çıkan literatürün önemli bir kısmının içerik çözümlemesi (content analisys) adlı pozitivist bir yöntemle yapıldığını görmekteyiz. Bu açıdan bakıldığında bütün eksikliklerine karşın pozitivist bir yöntem olarak içerik çözümlemesinin yaygın olarak kullanılan ve İletişim Araştırma Yöntem ve Teknikleri gibi bir derste ilk olarak ele alınmayı hakeden bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.
 
Pozitivizm, temelde nesnel (objective) bilgiye ulaşılabileceği iddiasını taşıyan bir yaklaşımdır. Bilen (insan-özne: subject) ile bilinen (nesne-doğa-toplum: object) ayrımına dayanmakta ve öznenin dışında nesnel bir gerçeklik olduğunu kabul etmektedir. Pozitivizm, "bilimsel bilgi" diye kategorikleştirdiği bilgiye ulaşma yolu olarak nesnel yöntemleri öne sürmektedir. Pozitivist bilim anlayışına göre araştırıcı (bilgiye ulaşmak isteyen özne) öyle nesnel yöntem(ler) kullanır ki, bu yöntemleri kullanan herkes benzer (nesnel) sonuçlara ulaşır. Pozitivizmin önerdiği temel yöntem ise görgül (amprik: emprical) yöntemdir ve nesnelerin içinde var olan (içerilen-mündemiç) bilgiye özneden bağımsız bir şekilde ulaşarak elde etme iddiasını taşır ve bu tekil (tek tek) bilgilerden genel doğrulara ulaşabileceğini ileri sürer. Ancak görgül yöntem bir çok sorunu içinde taşımaktadır ve özellikle nesnellik iddiasının geçersiz olabileceği yönünde eksikliklerle baş etmek durumundadır. İşte bu nedenle bu sorunları çözmeye yönelik yöntembilim (methodology) adı verilen ayrı bir bilim dalı ortaya çıkmıştır ki, bu durum bile görgülcülüğün sorunlu bir yaklaşım oduğunun kanıtıdır.
 
Pozitivist bilim anlayışı içinde görgül yöntemi kullanarak iletişim süreciyle iletilen mesajın içeriğine yönelik araştırma yöntemi içerik çözümlemesidir. Yöntembilimsel açıdan niceliksel (kantitatif) bir yöntem olarak sayılmaktadır. Berelson'a göre içerik çözümlemesi "aşikar içeriğin niceliksel özelliklerinin sistematik çözümlemesidir". Bu tanımdan anlaşılacağı üzere içerik çözümlemesi içeriğin "aşikar" yani görünen, belirgin yönünü ele alır. Gizli içerik ya da başka şekilde yorumlanan ya da kodlanan ya da dekodlanan mesaj içerikleri tanımı gereği içerik çözümlemesinin ilgi alanı dışındadır. Öte yandan içerik çözümlemesi sistematik bir çabadır, yani yapılırken izlenmesi gereken ve önceden belli olan bir takım kurallara sahiptir. Bu kurallar nedeniyle içerik çözümlemesi, diğer tüm pozitivist yöntemler gibi nesnellik iddiasını taşır.
 
İçerik çözümlemesi, sözkonusu kuralların uygulandığı ölçüde nesneldir (objektiftir). Bunun sonucu olarak içerik çözümlemesine tabi tutulan içerik başka bir kişi tarafından da ele alınsa benzer sonuçlara ulaşılacaktır. Araştırıcı kendi gözüyle değil, nesnel (objektif: tıpkı fotoğraf makinasının objektifinden bakıldığı gibi) bir araçla içeriğe bakarak nesnel bilgiyi elde eder. Ancak bu görüş içeriğin niteliksel (kalitatif) yönünü ele almaya başladıkça geçersizleşen bir görüştür. İçeriğin niteliksel özellikleri araştırıcıyı nesnellikten uzaklaştırmakta dolayısıyla da içerik çözümlemesinin kalitatif özellikleri de içermesi halinde nesnellik iddiasını taşıması zorlaşmaktadır. Gerçi literatürde "kalitatif içerik çözümlemesi" adı verilen bir yöntemden de sözedilmekle birlikte, başta da belirtildiği gibi içerik çözümlemesi esas itibariyle kantitatif bir yöntemdir. Bu bakımdan içerik çözümlemesi kalitatifleştikçe pozitivist anlayıştan uzaklaşılmış olunmakta ve yine yukarıda belirtilen pozitivist olmayan yöntemlere (semiyoloji, hermenötik gibi nesnellik iddiasını özünde taşımayan yöntemler ya da yönteme karşı olan bazılarının belirttiği şekliyle "yaklaşımlar") yaklaşılmaktadır.
 
Her araştırmacı bir paradigma içinde yer alan belli sorunsallar (problematik) çerçevesinde araştırmasını tasarlamaktadır. Bir sorunsal içinde sorulabilecek sorular ve alınabilecek yanıtlar bellidir (sonlu sayıdadır, sonsuz değildir). Bir başka deyişle her soru bir sorunsal içinde anlam kazanır. Örneğin "Kadınlar hizmet sektöründe düşük ücret almakta mıdırlar?" sorusu "kadın" sorunsal içinde anlam kazanmaktadır. "Kadınları erkekler karşısında daha edilgen konumdadırlar ve kadınlar erkek-egemen bir sosyo-politik yapıda erkekler karşısında güçsüzleş(tiril)mişlerdir" şeklinde özetlenebilecek bir görüşün ortaya çıkardığı "kadın" sorunsalı, akademik toplumda geçerli (kabul görmüş) bir sorunsal olup bu konuda yaygın bir literatür ortaya çıkmıştır. Demek ki bir sorunsalın sorunsal olabilmesi için akademik toplumda (bu topluma işaret etmek için "görünmeyen kolej" kavramı da kullanılmıştır) kabul görmesi ve buna ilişkin bir literatürün ortaya çıkması gerekir. Akademik toplum "bilimsel" sayılmayan konularda örneğin burçlarla sosyal psikolojik nitelikler arasında ilişki kuran yaklaşımlarda sorunsal ortaya konmasına karşı çıkar ve dolayasıyla da böyle bir sorunsala ilişkin olarak "İkizler burcu erkeği yüksek ücretli istihdam olanaklarına daha yakın mıdır?" şeklindeki bir soruyu "bilimsel" olmadığı için baştan reddeder ve buna yanıt aramayı kabul etmez.
 
Bir sorunsal içinde ortaya atılan bir sorunun (problem) cevabını aramak üzere yola çıkan araştırmacı, pozitivist bilim anlayışı çerçevesinde bu sorusunu doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir bir test cümlesi haline getirmelidir. Pozitivist bilim anlayışının yöntemi olan görgül yöntem, bir iddianın doğrulanması ya da yanlışlanması üzerine inşa edilmiştir. Bu açıdan her soru test edilebilir nitelikte bir cümleye dönüştürülmelidir ki bu cümleye hipotez (varsayım, denece, sınanca) adı verilir. Hipotez cümlemiz, net, operasyonel (işlemsel, yapılacak işleme ait), test edilebilir ve olabildiğince sınırlı (dar) olmak durumundadır. Örneğin yukarıdaki soru cümlesi "kadınlar hizmet sektöründe düşük ücret almaktadırlar" şeklinde bir hipoteze dönüştürülebilir. Bu cümle artık sınanabilir, test edilebilir bir haldedir. Ancak unutulmaması gereken bir diğer nokta da hipotezin olabildiği kadar dar kapsamlı tutulmasıdır. Pozitivist bilim anlayışı küçük bilgi damlacıklarından (tekil bilgi birikimi) geniş bir bilgi alanı oluşturmayı amaçladığına göre, bir hipotez cümlesi ile tek bir iddiayı test edebildiğimiz ölçüde pozitivist mantığa uygun davranabileceğimizi söyleyebiliriz. Böylelikle örneğin yukarıdaki hipotez cümlesini yer, zaman ve kapsam bakımlarından daraltarak "Türkiye'de kadınlar, özel hizmet sektöründe, 1990'lı yıllarda düşük ücretle istihdam edilmektedirler" şekline dönüştürmeliyiz ki bu hipotezin test edilmesinden elde edeceğimiz dar, sınırlı ve küçük ama o ölçüde de kesin bilgi elde edebilelim. Bu noktada içerik çözümlemesi başta olmak üzere bütün pozitivist yöntemlerin "haddini bilen" dolayısıyla da belki naif ama net ve kesin, üzerinde kolaylıkla mutabakat sağlanabilecek türde bilgi birikimini sağlamaya yöneldiğini belirtmeliyiz. Öte yandan hipotez haline gelen soru cümlemizden sonra "doğruluğu gün gibi aşikar, herkes tarafından kabul edilebilir" bazı şeylerin olduğunu da belirtmeliyiz. Bunlara sayıltı (assumption) adını veriyoruz. Sayıltıların aslında her biri de test edilmelidir. Ancak araştırıcı bunların doğruluğunu önceden kabul eder ve araştırmasını test edilmesi daha zorunlu olan konulara göre tasarlar. Örneğin yukarıdaki hipotez cümlesinden önce "kadınlar çalışırlar", "kadınlar Türkiye'de hizmet sektöründe çalışırlar" gibi herkes tarafından doğruluğu kabul edilen iddialarımız da bulunmaktadır ki bunlar artık bizim için birer sayıltıdır.
 
İçerik çözümlemesinin niceliksel (kantitatif) özelliği öncelikle sayılabilir bazı unsurların varlığına işaret eder. Sayılabilecek unsurlar, kelimeler, cümleler, paragraflar, fotoğraflar vb. olabilir. Bu unsurlara çözümleme birimi (unit of analysis) denilmektedir. Çözümleme birimi hem sayılabilir olmalı hem de sayılmak suretiyle elde edilecek niceliksel değerin araştırmacının araştırdığı özelliği açıklar nitelikte olmalıdır. Örneğin bulvar gazetelerinde yazılı metinlerin görece daha az olduğu şeklinde bir hipotezi test etmek isteyen bir araştırıcı için çözümleme birimi metin/resim oranı olabilir. Çözümleme birimi ile yakından ilişkili bir diğer unsur ise sınıflandırmadır (catagorization). Sayılan çözümleme biriminin sonuçlarının hangi sınıflara gireceği konusu da araştırıcının amaçlarına göre değerlendirilmelidir. Yukarıdaki örnekte, metin/resim oranı yüksek orta ve az olanlar şeklinde üçlü bir sınıflandırma yapmak olanaklıdır. Bu sınfları daha da artırmak mümkündür. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta sınıfların mümkün olan en az sayıda olması ve hiç bir sınıfın diğerlerine nazaran aşırı derecede çözümleme birimi içermemesi gereğidir. Örneğin gazetelerdeki fotoğrafları üçlü bir sınıflandırma ile ele alalım; 1. siyasi fotoğraflar, 2. sanatsal fotoğraflar ve 3. diğer fotoğraflar. Eğer çözümleme birimlerimizin sayısallaştırılması sonucunda "diğer" sınıfına giren fotoğraf sayısı çok fazla ise bu durumda aşırı ağırlıklı (şişmiş) "diğer" sınıfının (kategorisinin) içinden yeni sınıflar oluşturmalıyız (örneğin spor fotoğrafları, sağlık fotoğrafları vb.)
 
İçerik çözümlemesinde, diğer görgül yöntemlerde de önemli bir konu olan örneklem sorunu dikkatle üzerinde durulması gereken bir konudur. Örneklem konusunda temel kıstas örneklemin evreni temsil niteliğidir. Örneklem büyüklüğü ile araştırmanın güvenirliği arasında birebir bir ilişki yoktur. Yani, küçük bir örneklem ile dahi güvenilir sonuçlar elde edilebilir. Önemli olan örneklemin evreni temsil etmesidir. Temsil niteliğinden uzaklaştıkça güvenilir sonuçtan uzaklaşılır. Bu açıdan bakıldığında görgül yöntemin önerdiği en temel ve en temsil edici niteliği haiz örneklem yöntemi tesadüfi örneklemdir. Tesadüfi örneklem sayıları kullanarak örneklem birimlerinin seçiminde olabilecek tüm tarafgirliği (bias) ortadan kaldırabiliriz. Ancak bazı durumlarda bazı birimlerin özellikle örneklemde yer alması zorunluluğu olabilir. Örneğin "fikir" gazeteleri üzerine yapılan bir araştırmada hem "sağ" hem de "sol" eğilimli gazetelerin örneklemde mutlaka yer almasını isteyebiliriz. Tesadüfi örneklem bize bunu garanti edemeyeceği için "sağ" ve "sol" gazeteler için kontenjan ayırıp bu kontenjanlar içinde tesadüfi örneklem seçme yoluna gidebiliriz. Böylelikle araştırdığımız konu itibariyle önemli olan "sağ" ve "sol" eğilimli gazetelerin de örnekleme girmesini ve aynı zamanda da bunlar içinden tesadüfi örneklem seçerek biassız bir temsil niteliğini sağlayabiliriz. Ancak nezaman kota uygularsak, tesadüfi örneklem yerine yargısal örneklemi seçmiş oluruz ki bu, istatistikteki olasılık kuramı üzerinde temellenen tesadüfi örneklemin biassız olma özelliğinden uzaklaşmamıza yol açar. Ancak önemli olanın temsil niteliği olduğu gerçeğinden hareketle yargısal örneklemin de kullanılabilir bir yöntem olduğunu belirtmeliyiz. Yargısal örneklem, temsil niteliğine araştırmacının savunabileceği bir katkı sağlıyorsa kullanılmalıdır.
 
Bu noktalardan hareketle tasarlanmış bazı içerik çözümlemesi araştırma örnekleri aşağıda sunulmuştur. Bu örnekler yukarıdan aşağıya, içerik çözümlemesinin mutlak yani en kantitatif halinden muğlak (yani kalitatif) haline doğru bir sıralama içnde verilmiştir. Yani birinci örnek en kantitatif iken son örnek en kalitatiftir. Ayrıca örneklerde örneklem konusuna değinilmemiştir.
 
 
Problematik

Problem veya soru

Hipotez

Analiz Birimi

Kategoriler

Yasa Metinleri kendine özgü içrek (batini) bir dil yapısına sahiptir ve bu dil yapısı yasaların meşru otoritelerini pekiştirici bir role sahiptir.

1982 Anayasası anlaşılmasını güçleştiren uzun cümle yapısına sahip midir?

1982 Anayasası uzun cümlelerle yazılmıştır

Cümle başına düşen kelime sayısı

<5 kelime: kısa

5-10 kelime orta

10> kelime uzun cümle

Magazin basını görsel malzemeyi daha fazla kullanırken fikir gazeteleri daha çok metin kullanırlar

Magazin basını ve fikir gazeteleri ne ölçüde görsel malzeme kullanmaktadırlar?

Fotoğraf ve grafik kullanımı açısından Türkiye’de magazin basını ve fikir gazeteleri arasında fazla bir fark yoktur

cm2 olarak fotograf ve grafik

fotograf ve grafik yüzeyinin metin yüzeyine ya da toplam yüzeye oranı

½ oranı magazin

¼ oranı fikir

 

TV, kadınları daha çok edilgen konumda gösterilirler ve bu da kadının toplumsal rolünü yeniden üretir

TV pembe dizilerinde kadınlar nasıl rollerde gösterilmektedir?

TV pembe dizilerinde kadınlar daha çok ev kadını, öğretmen, hemşire, sekreter, orta-alt seviye banka memuresi vb rollerle canlandırılmaktadır.

Tüm kadın oyuncuların oynadığı her bir rol

edilgen roller: ev kadını, öğretmen, sekreter, hemşire vb.

etken roller: üst düzey şirket yöneticisi, avukat, teknolojik uzman vb.

Sağ Fikir Gazeteleri sağ partileri, sol fikir gazeteleri sol partileri desteklerken ana akım gazeteleri (egemen medya) merkez sağ  ya da merkez sol partileri konjektürel  olarak destekleyebilir.

Ana akım gazeteleri hangi partileri ne kadar desteklemektedirler?

1992 seçimlerinde Sabah DYP’yi desteklerken 1995 seçimlerinde ANAP’ı desteklemiştir.

Cümleler (başlıklar, haberlerdeki ve köşe yazılarındaki) ve fotoğraf ve grafikler

olumlu, olumsuz, nötr ifadeler (metin ve görsel malzeme için)